Görünce ya da duyunca inanasım gelmese de, gerçekten de maalesef birçok insan savunma futbolu oynayan takımları eleştiriyor. Dünya Kupası yarı finali gibi, bir oyuncunun ya da teknik direktörün kariyerinin en önemli maçlarından birini oynadığı aşamada, takımların hücum futbolunu tercih etmesi gerektiğine dair yorumları görüyoruz. Acaba Louis van Gaal’in ya da Alejandro Sabella’nın amacı izleyicileri memnun etmek miydi yoksa finale çıkmak mıydı? Brezilya – Almanya maçı ömrümüz boyunca belki de birkaç kez karşılaşacağımız olaylardan birine sahne oldu ancak o maçta yalnızca 30 dakika futbol oynandı. Kalan 60 dakikada oynanan şeyin futbol ile uzaktan yakından ilgisi yoktu. Kaldı ki bu maçın bu hale gelmesinin nedeni Brezilya’nın kendini bilmez bir şekilde maça kontrolsüz bir hücum oyunuyla başlamasıydı ve kendini resmen kurban etmesiydi. Brezilya maça kendisini Almanya’dan daha büyük görerek başladı ve gerçeğin öyle olmadığını tatsız bir şekilde tecrübe etti.
Bu tür maçların olması için zaten bir kurban gerekiyor illa ki. Her maçta böyle kurbanlar arayan taraftarlar Hollanda – Arjantin maçında istediğini elde edemedi. Bu maçta çok az pozisyon oldu çünkü savunma anlamında harikalar yaratıldı. Javier Mascherano’nun son dakikada Robben’e yaptığı harika hamle uzaktan çekilen güzel bir şuttan çok mu kötüydü? Ya da Ron Vlaar’ın mükemmel bir zamanlamayla ara pasları kesmesi, herhangi bir çalıma göre daha mı kötüydü? Ayrıca takımların risk almaması kadar doğal ne olabilirdi zaten? Hele de özellikle bu kadar denk iki takımın maçında risk alan tarafın kolaylıkla diğer takımın müthiş sürate ve tekniğe sahip oyuncularıyla alt edilebileceği bir ortamda…
Sonuç olarak, Brezilya – Almanya maçından çok fazla keyif alıp, Hollanda – Arjantin maçına burun kıvıran izleyicilerin layığı olan şeyin Maskeli Beşler Irak filmi olduğunu düşünüyorum. Maç tam olarak kalitesiz bir komedi filmi gibiydi çünkü.
Bir final maçı, kısa vadeli davranmanın en fazla geçerli ve mantıklı olduğu maçtır. Çünkü bu maçta iyi oynamanız bir şey ifade etmeyebilir, ya da önceki maçlarda iyi oynamış olmanız önemli değildir. Grup maçlarında çok gol kaçırabilirsiniz, şanssız goller yiyebilirsiniz. Ancak finaldeki tek gerçek olan şey gol atmak ve bir şekilde kazanmaktır. Kupayı Arjantin kazanırsa, Almanya’nın Brezilya’yı 7-1 yenmesi artık o kadar da değerli olacak mı? Almanya kazanırsa, Lionel Messi’nin bir önceki maçları tek başına almış olmasının önemi ne kadar olacak? İşte böyle durumlarda iki takımın sonuca ulaşma şekilleri, yani gol atma ve gol yeme şekilleri en önemli konu haline geliyor.
Arjantin, Almanya’nın rahatlıkla yendiği takımların sahip olduğu zaafları barındırmıyor. Toplam 11 gol attıkları Brezilya ve Portekiz’in ortak özelliği takım savunmasından ve oyun konsantrasyonundan çok uzak olmalarıydı. Arjantin ise bu iki konuda da çok daha iyi durumda. Çok basit bir şekilde örnek vermek gerekirse, savunmadan ve kaleciden seken topları Almanların tamamlamasına kolay kolay izin verecek bir takım değil. Arjantin’in yendiği takımlara ait kötü özellikler ise aynı şekilde Almanya’da yer almıyor. Arjantin’in yendiği takımlarda tecrübe eksikliği en belirgin özelliklerden biriydi. Arjantin bir şekilde oyunu soğutup, rakibin anlık hatalarından faydalanarak goller buldu ki zaten bu gollerin çoğunluğu maçların son dakikalarında geldi. Almanya’da ise bu zayıf özelliklerin olmaması bir yana, hatta tecrübe ve oyunu kontrol etme açısından belki de turnuvanın bir numaraları takımı durumundalar.
İşte bu bilgiler ışığında takımların attığı ve yediği golleri incelersek maç hakkında bize iyi bir fikir verecektir. Tam olarak her iki takımın da golü attığı ve yediği andaki durumlarını inceleyeceğiz. Yani tam anlamıyla sonuç odaklı davranacağız. Gole ait inceleyeceğimiz özellikler şunlar:
a. Golü atan oyuncunun topla buluşma şekli.
b. Golü atan oyuncunun topla buluştuktan sonra katettiği mesafe.
c. Golü atan oyuncunun topla buluştuktan son vuruşu yaptığı ana kadarki süreçte topa dokunma sayısı.
d. Son vuruşun yapıldığı yerin kaleye olan uzaklığı.
e. Son vuruşun yapıldığı yerin bölgesi.
Mesafe ile ilgili değerler milimetrik değil ancak doğru ölçülere sahip olan bir saha uygulaması üzerinden elde edildiler. (Tablodaki 6yds= Altıpas, 18yds= Ceza sahası içi, CSD= Ceza sahası dışı)
Aşağıda ilk olarak Almanya’nın attığı ve yediği gollere ait tablo yer alıyor. İlk dikkat edilmesi gereken şey Almanya’nın attığı 17 golün tamamının ceza sahası içinden atılmış olması. Hatta Thomas Müller’in Amerika’ya ve Toni Kroos’un Brezilya’ya attığı gollerin dışında çizgiye yakın gol bile yok. Bu durumun en büyük nedeni Almanya’nın çok hızlı bir şekilde rakip kaleye gelerek zaten yeterince uygun pozisyonlar yaratabilmesi ve ceza sahası dışından şut denemeye ihtiyacının kalmamış olması. Bu durumu basketbolda topun sürekli pota altına indirilmesine benzetebiliriz.
Tam 4 tane gol, kaleciden ya da savunmadan dönen toplar tamamlanarak atılmış. Bu, Almanya’nın fırsatçılığının ve yüksek konsantrasyonunun en önemli göstergelerinden biri. Arjantin savunması ise bu konuda hem çok dikkatli davranıyor hem de o bölgede çok kalabalık bir duvar oluşturabiliyor.
Almanya’nın attığı hiçbir golde uzun top söz konusu değil. En uzun mesafeli paslar kornerlerden ya da serbest vuruşlardan gelmiş o kadar. Topla birlikte takım halinde rakip sahaya gelerek, yani o bağlantıları koruyarak ve birçok oyuncuyu pozisyona dahil ederek gol arıyorlar.
Burada en çok dikkatimi çeken şey; Almanya’nın attığı 17 golün 16’sında, golü atan oyuncunun hiçbir şekilde topla hareket etmemesi. Hatta 15’inde yalnızca topa bir kere dokunuyorlar. Sadece Thomas Müller, Bruno Alves’ten top çalarken 1 adet fazla dokunuyor o kadar. İstisna olan gol ise Schürrle’nin sol çarprazdan Brezilya’ya attığı gol. Schürrle burada hem topla birlikte belli bir mesafe katediyor hem de biri kontrol olmak üzere 2 kere dokunuyor. Bu istatistik bize çok net bir şekilde şunu anlatıyor: Almanya, öyle net pozisyonlar buluyor ki oyuncunun topa birden fazla dokunmasına gerek kalmıyor.
Almanya’nın yediği gollere bakarsak tıpkı Arjantin gibi, anlık hatalardan değil de bizzat rakibin yarattığı pozisyonlardan gol yediğini görüyoruz. Yani bu iki takımın birbirine gol atması için karambol aramak yerine muhakkak derinlik yaratıp pozisyona girmesi gerekiyor. Çünkü her iki takım da yüksek konsantrasyonla oynuyor.
Arjantin’in attığı gollere baktığımızda çeşitlilik görüyoruz. Bu da hücumda işleyen belirli bir tarzlarının olmadığını gösteriyor. Hücumdaki oyuncuların bireysel olarak çok yetenekli olması bu çeşitliliğin olumlu nedenlerinden biri aynı zamanda. Lionel Messi’nin ya da Angel di Maria’nın ne şekilde nasıl gol atacaklarını kestirmek çok kolay değil.
Maçın sonucunu belirleyecek olan şeyler:
Arjantin, Almanya karşısında pozisyon üretebilecek bir oyun yapısına sahip. Ancak şu ana kadar Almanya karşısında pozisyon üretebilen takımların tamamı bu pozisyonları gole çevirmek konusunda çoğunlukla başarısız oldular. Mats Hummels ve Manuel Neuer’in inanılmaz hamleleri de bunda etkili oldu. Arjantin’in hücum oyuncuları şu ana kadar Almanya’nın karşılaştıkları arasındaki en iyiler olacak. Almanya’nın pozisyonları gole çevirme konusunda ise hiçbir problemi yok. Şu ana kadar çok yüksek bir yüzdeyle oynuyorlar. Dolayısıyla eşit sayıda pozisyon bulacağını düşündüğüm iki takımın kaderini belirleyecek olan şey Arjantinli hücum oyuncularının soğukkanlılığı ve Manuel Neuer’in kalesinde ne kadar devleşebileceği..



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder